Türk pasaportumu gördükten sonra, “Erdoğan, good leader!” dedi Hurghada Havalimanı polisi. Bu yoruma nasıl yanıt vermem gerektiğini bilemedim. Zira, özellikle son 8 yıldır hükumet, dış ilişkilerde yaptığı birçok hata gibi 2013’te Mısır’da da yanlış tarafı desteklemiş, ülkeye şeriat getirmek isteyen Mursi’nin yanında olmuştu. Sonunda tüm bu Rabia, dört parmaklar sürecinde Mursi; Sisi tarafından devrilmiş, o dönem başbakan olan Tayyip Erdoğan, “darbecileri tebrik etmeyiz” deyip tavrını ortaya koyunca, Mısır da aramız bozulan ülkelerden biri haline geldi. Bunun sonucu olarak, 20-45 yaş arası T.C vatandaşları vize başvurusu yaptıklarında öncelikle Mısır İçişleri Bakanlığı’nın soruşturmasından geçiyor, eğer İçişleri onay verirse, Dışişleri Bakanlığı vize veriyor. Bu da yaklaşık bir buçuk aylık bir süreye tekabül ediyor.Hurghada luxor yolu

“Geliyorum ama kimseye Careem’den olduğumu söyleme” diye whatsapp’tan mesaj attı havalimanının ağır aksak çalışan wifi’ndan çağırdığımız şöför. Bulunsun neme lazım diye mobil operatörlerden 1 gb’lık ön ödemeli kart almak istesem de küçük beyinli şark kurnazlıkları sonucu havalimanındaki 3 mobil operatör de en düşük 10 gb’lık kart satıyorlar. Sonuç olarak satış yapılamayan, kaçan bir müşteri olarak havalimanından çıkıp çağırdığımız arabaya biniyoruz.

Şöföre, Türkiye’de de uber ile havalimanı şöförleri arasındaki kavgaları anlatarak çıkıyoruz şaşırtıcı derecede düzgün olan yola. “Son 3 senede başkan yollara çok yatırım yaptı” diyor gecenin karanlığında kumdan başka bir şey seçilemeyen yolda sakin sakin giderken şöför. Anlaşılan “ama yol yaptılar” her türlü popülist hükumette geçerli olan bir anlayış.

Hurghada

Hurghada’nın hikayesi bizim güney sahillerimiz ile oldukça örtüşüyor. 1980’lere kadar kendi halinde bir balıkçı kasabası iken sonrasında ardı ardına açılan otellerle bir tatil şehrine dönüşüyor. Bugün Alanya’da olduğu gibi, 20.000 Rus Hurghada’da yaşıyor ve şehirde 4 Rus okulu bulunuyor. Aynı bizde olduğu gibi 2015’te 220 kişinin ölümüne yol açan uçak saldırısı sonrası turizm ciddi bir darbe yemiş.

“Ruslar yavaş yavaş dönmeye başladı” diyor şöför, Makadi Bay sapağından çıkarken. Bizim kaldığımız yer şehrin 30 km dışında yerleşimin olmadığı bir körfezin etrafında büyük otel komplekslerinin sıralandığı bir yer. Şehrin dışında aradığımız sakinliği sunması ve daha önemlisi otelin plajında dahil resiflerin bulunması bizim için tercih sebebi oldu. Dechatlon’dan 30 liraya alınabilecek basit bir snorkel seti ve restorandan alınan bir dilim ekmek hiç sıkılmadan 1 saat boyunca yüzlerce rengarenk balığın arasında huzur bulmamı sağlıyor.

Nil’de gün batımı

Luxor

Ertesi gün sabahın 5.30’unda diğer birçok otobüs ile birlikte bugünkü adı Luxor, o zamanki adıyla Thebes’e doğru yola koyuluyoruz. Her ne kadar bugün Antik Mısır denilince akla Giza’daki 3 eski piramit akla gelse de – ki bugün Mısır ve Sudan’da toplam 730’dan fazla piramit var – esasında MÖ 2100’den MÖ. 663’te Asurlular tarafından talan edilinceye kadar 1500 yıl boyunca Thebes, Antik Mısır’a başkentlik ediyor.

Evet, sütunlar epey büyük

Gözünün alabildiğince çöl topraklarda bolca hatalı sollamanın yapıldığı yollarda ilerliyoruz. Neredeyse her 25-30 km’de bir polis kontrol noktası var. Geçiş yapan araçların plakalarını not ediyorlar. Qena’ya kadar yaklaşık 2.5 saat bu çöl hali devam ediyor. Nil kenarına indiğimiz Qena itibariyle canlı hayatı başlıyor. Zaten 97 milyonluk bu ülkenin tüm nüfusu neredeyse tamamen Nil etrafında toplanmış vaziyette. İlk biranın çıktığı bu topraklarda tam da arpa ve şeker kamışı hasat mevsimi. Oldukça ilkel koşullarda tamamen insan gücüne dayalı bir tarım ve neredeyse bir deri bir kemik kalmış katırların çektiği arabalarda taşınan mahsuller.

Otobüsün camından bakarken 3 gündür çalışan hiçbir kadın görmediğimin farkına varıyorum. Ne havalimanında, ne otelde, ne de şimdi tarlada. Bu fakir köylerde tek gördüğüm kara çarşaf içinde yol kenarındaki kadınlar, entari giyinen erkekler. “Ne bekliyordun ki?” diyor Eda bana. Neyse ki en azından Luxor’a gelince şehir de kot pantolonlu başı açık kadınlar ve hatta bir kadın rehberi ile karşılaşıyoruz.

Thebes, Nil nehrinin iki yakasına birden kurulmuş. Nehrin doğusuna, yani güneşin doğduğu tarafa hayatı temsil eden tapınaklar inşa edilirken, batısına mezarlıklar yapılmış. Tüm kompleks oldukça büyük. Sadece Karnak tapınağını bile hakkını vererek gezmek için bir günün yetmeyeceğini söylüyor bize rehberimiz. O yüzden, fotoğraf çekmemize bile fazla fırsat vermeden oradan oraya koşturuyoruz, bir günde ne kadarı görülebilirse o kadar kardır.

Tura kişi başı 60 pound vermiştik. Açıkçası bu parayı verirken biraz içime oturmuş ancak başka türlü bu turu bir günde yapamayacağımız için bu yola başvurmuştuk. Açıkçası girdiğimiz 3 yere yaklaşık 15 pound ödeyip, yapılan git-gel 600 km yol, yemek ve rehberi ekleyince pek de anormal bir para değilmiş. Sadece Türk Lirası fazla değersiz.

Gücün simgesi koç

Açıkçası pek de Antik Mısır tarihine meraklı değilimdir. O yüzden rehberin krallar, kraliçeler, tanrılar, hiyeroglifler hakkında anlattıklarının büyük kısmı akşam otele vardığımda aklımdan çıkmıştı bile. Yine de dikkatimi çeken konulardan bir tanesi de güç simgesi hayvan oldu. Genelde eski uygarlık figürlerinde aslan batıda, boğa doğuda gücü simgeleyen hayvan olurken, Eski Mısır’da gücün simgesi olarak koç kullanılmış.

Gezinin sonunda Krallar Vadisi’ni gezerken, kralların mezarlarına öteki dünyada lazım olacak diye eşyalarının, atlarının yanı sıra kölelerinin de gömüldüğünü söylüyor. Rehber bize hiyerogliflerin nasıl okunması gerektiğini, şekillerin nasıl bir araya gelince nasıl ses çıkardığını anlatmaya çalışıyor. Oysa bana göre orada sadece baykuş, inek, ördek gibi hayvan figürleri var.  Acaba Mısırlılar da “ecdadımızın mezar taşlarında yazanları okuyamıyoruz” diye hayıflanıyorlar mıdır?

Ecdadın mezar taşını okuyamıyoruz

Nil’in iki yakasını bağlayan köprü şehrin yaklaşık yarım saat dışında bulunuyor. Bu yüzden basit bir tekneyle öteki tarafa geçiyoruz. Nehrin üstünde Cruiselar var. Bunlar Aswan’dan başlayıp Kahire’ye  kadar yolculuk ediyorlar. Tam da gün batımında Nil’in üzerindeki tekneler oldukça fotoğraflık kareler sunarken bizim de adı Arapça mücevher anlamına gelen bu şehirden ayrılma vaktimiz geliyor.

Kategoriler: Mısır

2 yorum

Sadriye dalgıç · 14 Mayıs 2019 20:55 tarihinde

Yüreğine kalemine sağlık yine harika bir yazi

Yüksel · 15 Mayıs 2019 11:50 tarihinde

Yalın bir dille kısa gezini kısa tutarak yazmışsın. Çok iyide olmuş. Bilgilerin çok iyi. ☘

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir